Seyretme Değil Harekete Geçme Zamanı

Temmuz 14, 2025

Gülhane Parkı‘nda 3 Kasım 1839 tarihinde okutulan Tanzimat Fermanı‘nda, tahta çıkışın “Kut” ile olduğundan bahsedilir. Bu bahsin yanı sıra fermanda, şer’i hukuk ve ümmetçilikle yönetimin gerekli olduğuna değinilir.

Her ne kadar ırka dayalı olmasa da, zamanla Müslümanların gayrimüslimlere nazaran daha ayrıcalıklı bir konumda olduğu anlaşılmış olmalı ki;

“Yüce saltanatımız halkından olan Müslüman ahali ve diğer milletlere, bu müsadere istisnasız mazhar olmak üzere can ve ırz ve namus ve mal maddelerinden şer’i hüküm gereğince bütün Osmanlı memleketleri ahalisine tarafımdan tam bir emniyet verilmiştir.”

ibaresine yer verilmiştir. Böylece Osmanlı memleketleri ahalisine topluca Osmanlı Milleti denecektir. O dönemde Osmanlı’nın aslında bir hanedan adı olduğu göz ardı edilmiş, bu nedenle ulus-millet yapısını bir aile ismi altında inşa etmeye çalışmak beklenen sonucu vermemiştir. 

Neticede, aradan yüz yıl bile geçmeden Türkçülük akımı yönetime hâkim olmuş ve yönetim yetkisini bir aileye değil doğrudan Türk milletine devretmiştir

Osmanlıcılık, Ümmetçilik ve Türkçülük… Yusuf Akçura’nın ‘Üç Tarz-ı Siyaset’ adlı makalesinden hatırlanacağı üzere, o dönem bu üç temel siyasi yaklaşım tartışılmıştır.

Cumhuriyet’in ilanına giden süreçte Türkçülük zaman zaman ırk temelli bir ideoloji olarak anlaşılmış olabilir. Ancak bu algı, Başbuğ Atatürk’ün ‘Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür’ ifadesiyle ortadan kalkmış ve ulus-millet tanımıyla netleştirilmiştir.

Herkes Türk kökenlidir denmemiş, Türk yurdunda yaşayan herkes bir ve eşit sayılmıştır. Laz, Çerkes, Kürt ya da Arap gibi etnik grupların varlığı inkâr edilmemiş, ancak bu kimlikler üzerinden bir ayrım da yapılmamıştır.

İnsan, ailesini seçemez; kökenini inkâr edemez. Türkiye Cumhuriyeti de hiçbir vatandaşının kökenini yok saymamış, herkesi eşit kabul etmiştir.

Türkler, devletin kurucu unsuru olarak bu toprakları savaşarak ve büyük fedakârlıklarla kazanmıştır. Ancak elde edilen egemenlik ve haklar, etnik köken gözetilmeksizin bu topraklarda yaşayan herkesle eşit biçimde paylaşılmıştır. Ulus devlet modelini hedef almak, bu ülkede herkesin eşit haklara sahip olduğu temel ilkeleri sarsmaktır. Bu yolda yürüyenlerin niyetinin halis olduğunu düşünmek büyük hata olur.

Bugün, Türk milletinin kazandığı şanlı zaferlerin, sanki etnik bir koalisyonun başarısıymış gibi sunulup karikatürleştirilmesi, üzerinde konuşulacak kadar bile değer taşımıyor. Türkler tarih boyunca mizahı sevmiş, gülmeyi bilmiş bir millettir. Ama mizah, akıldan ve ölçüden uzaklaştığında anlamını yitirir.

Bu ülke tüm unsurlarıyla güzeldir ki onlar kabul etmese de kimseyi kardeşimiz olmamakla itham etmiyorum. Ancak bu yapıyı bozarsanız, kim olduğu fark etmeksizin mutlaka bir etnik grubu bir şekilde kaşırlar; sonunda da birilerini isyana sürükleyip bize karşı kullanırlar. Bu memlekette, barışı arzulamayan tek bir Türk evladının dahi olduğunu sanmıyorum.

Burada kastım, herhangi bir partiye oy çağrısı yapmak değil. Ancak ‘CHP başa gelirse şunları yapar’ deyip, o dedikleriniz tek tek yapılmasına rağmen aynı partiye destek verilirse, bu büyük bir çelişki olur. Kaldı ki, mevcut siyasi aktörlerin çoğu adeta bir senaryonun içindeymiş gibi davranıyor.

Ana muhalefet partisi bugün yine Türklerin insafına kalmış durumda. Peki, Türkler ne yapacak? Önce farkındalık kazanacak, sonra da bu farkındalığı yayarak fark yaratacak. Ama asla taşkınlıkla, zorbalıkla, fiziksel şiddetle değil; medeni, demokratik ve kararlı bir duruşla bu mücadeleyi kazanacak. Eğer yurdumuzda bir ‘Türk sorunu’ oluşmasını istemiyorsak, birleşmek zorundayız.

Bugün Türk milliyetçiliği mefkûresini göğüsleyen İYİ Parti ve Zafer Partisi’nin, “Dilde, fikirde, işte birlik” anlayışıyla birleşerek; Anahtar Parti, Yeniden Refah Partisi ve belki de Büyük Birlik Partisi’ni de yanlarına alıp, ikinci hangi sıfata sahip olurlarsa olsunlar, Türk milliyetçiliği ortak paydasında siyaset yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Atatürkçü, liberal, muhafazakâr, seküler ya da demokrat… Türklerin hiçbir ikinci sıfatı ayırmadan birleşmesi artık sandıkta ciddi bir fark yaratacaktır. Atatürk’ün kurduğu parti, bugün ne yazık ki artık o parti değildir. Bu nedenle gerçekleşecek bir millî birlik, CHP’ye manevi bağlılık duyan vatandaşlarımızı da aynı çatı altında toplayabilir.

Oğuz’un uykusu derindir; ama bıçak kemiğe dayanmak üzeredir. Artık siyaset yapıcılara, sadece izlemekle yetinmemeleri, sorumluluk alıp harekete geçmeleri gerektiğini hatırlatmanın zamanıdır.

 

Alıntı: TamgaTürk

Oyunu Kuran
Kazanır!
koray@korayguzelderen.com

Bu site, Google reCAPTCHA ile korunmaktadır.

© Timuçin Koray Güzelderen. Tüm hakları saklıdır.

Oyunu Kuran
Kazanır!

© Timuçin Koray Güzelderen. Tüm hakları saklıdır.